Ufak Bir Serzeniş :)

Arkadaş nedir bu insanların özeline burnumuzu sokma merakımız? “Avrupa’da böyle bir şey yok” diyen kişilikler bi deyiverin var mı Avrupa’da da her yapacağınız işi nasıl yapmanız, ne zaman yapmanız gerektiğini söyleyen konu-komşu, akraba? Mesela ‘evlenme yaşınız geldiğini’ haber veren bir komşu teyze, ‘tam torun sevecek zamanda’ olduğunu söyleyen anneanne-babaanne-dede, ‘bebeğinizin artık kardeş kavramını anlayacak yaşta’ olduğu bilgisini veren bir arkadaş, ‘bir evin şen şakrak olması için en az 3 çocuğun ortalıkta koşturuyor olması gerektiğini’ söyleyen bir başbakan? Örnekler çoğaltılabilir tabi ama biz Türk toplumu ilişkiler konusunda uzmanızdır genellikle. Kim kimle yakışıyor, ne zaman evlenir, ne kadar sonra boşanır, iyi gelin nerede, hangisi cadı kaynana… hepsi bizden sorulur. ‘Gün’ler boşuna mı varlar?

Gerçektende dünyanın hiçbir yerinde yok mu sadece sohbet, muhabbet için bir araya gelen insanlar? Baştan aşağı süzerken karşısındakini: “ne alabilirim bu insanın bilgi birikiminden” düşüncesinde olanlar; “giyimi-kuşamı, markası neymiş, nerede oturmuş, hangi arabaları eskitmiş” diye etiketlemek yerine… Neden kendimizi başkaların malı mülkü hayatıyla kıyaslıyoruz da, okuduğu kitap yazdığı makale, yaptığı el işiyle kıyaslamıyoruz? (Hani illa Kıyaslamamız gerekiyorsa. Bireysel takılamıyorsak şu dünyada ) Bir şeyler öğrenmeye çalışmak yerine kıskançlık la bakıyoruz ellerine ? Hattatın eli kırılsa, yazarın kütüphanesi yansa zevk alacak insanlar var, hatta belkide bunları yapmayı marifet bilenler. Başkalarının başarılarını kıskanmak, hayatlarını irdelemek yerine elimize bir fırça alsak yada bir makas, kalem, kitap… Ortaya çıkaracağımız eseri düşünürken, beynimize her an bilgi akışı olurken; göreceğiz aslında kimsenin yaşamını araştırmak, içinde bulunduğumuz an kadar keyifli, huzurlu değil.  Bardağa su dolarken havanın kaybolması gibi beynimiz bilgiyle dolarken, hayatımızda hissettiğimiz boşluklar yavaş yavaş terk edecek bizi…

Kitaplarımın varlığıyla huzur bulduğum şu günlerimi; dünyanın herhangi bir yerinde, birbirine saygı duyan, ruhunu besleyecek bilgi aktarımını, kıskançlıklarını körükleyecek dedikoduya tercih eden gerçek insanların içimi ısıtan hayaliyle katmerlendiriyorum. 

Sözlerimi ünlü düşünür İbrahim Tatlıses’den incilerle noktalıyorum 🙂

Oy ben nidem nasıl edem/Başım alıp nere gidem/Bu bendeki dert (aşk) değil cano cano / Söyle bana nere gidem

Bak şimdi sözler İbrahim Tatlıses’in mi, anonim mi, başkasına mı ait bilemedim. Ah ah cahillik ne zor. Öğrenecek nice şey var şu hayatta… Çok cahil terk edecez dünyayı. Arapça kursuna giderken hocamız “sözlüğü ezberlemeye çalışırken aklını yitirmiş bir öğrenciden” bahsetmişti. Sanırım bende o kitap senin, bu kitap benim beynime hunharca yüklenirken kaybedicem ruhumu, kendimi bulduğun yerde.

Perestu Sultan

Reklamlar

2 Responses to Ufak Bir Serzeniş :)

  1. Cancazımm senin ne hoş bir tarzın var böyle.Nüktedan bir tavırla ne güzel değinmişsin hayatın gerçekleri ve o değişmesi çoook zor olan gerçeklerine..Seni çok bunaltıyor bu sorular biliyorum : )) Aslında dinimiz Nereye gidiyorsun diye sormaya bile sınır getirmişken (olaki yalan söylemeye sebebiyet verir diye) bu sorular yada toplum psikolojisi insanın üzerinde tam bir gerginlik, baskı.Döngüde dönmeliyiz bizde biraz ; ))

    Yazılarının devamını bekliyorum, üslubun çok keyif verici..

  2. Teşekkür ederim cancağızım :)) Değişmesi çok da zor olmayan gerçekler bana kalırsa. Sadece insanın bu baskılarla başkalarını nasıl kendinden uzaklaştırdığını fark etmesiyle başlar değişim. Bir anne evladından “o diğerleri gibi değil. Biraz soğuktur, arayıp,sormaz,her zaman gelmez, bayramdan bayrama yüzünü görsek şükürler olsun” diye bahsediyorsa tavırlarına dikkat etmek lazım. Kesinkes bunalmıştır her görüşmesinde 10 kere konuyu tembelliğe/evliliğe/çocuğa/paraya vb. getirmesinden. Rahatsızlığını dile getirmesine rağmen çözülmemiştir sorun çünkü anne evladının hayatında hak sahibidir her zaman!!!
    Ahh ahh verdiğin örneği her ortamda anlatmakdan dilimde tüy bitti inan. Artık Allahü tealanın sonsuz merhametine sığınmaktan hiçbir şeyden korkmaz olduk. Kullardan utanmayı zaten yıllardır unuttuk. Aşağılamak değil ama gerçekten boş insanların boş lafları deyip takmıyorum kafama soruları, kinayeleri. Haklısın bazen lunaparka gidip balerine binmek keyif verir. Ancak 24 saat bu döngüye katlanabilir miyiz? Kaçıyorum artık döngü gördüm mü bir ortamda, sıra en nihayet bana da geliyor çünkü. Bir bakıyorum başlamışım ben de çalçene yapmaya. Çekildim artık kabuğuma, rahatım evimde; Kitaplarım, saygının ve bilgi akışının hala aramızda olduğu sayısı bir elimin parmaklarını geçmeyecek dostlarımla… Kendilerinden uzaklaştırıp bir de sormuyorlar mı beni gördüklerinde “hayırdır bu aralar evden çıkmıyorsun depresyonda mısın” diye gülüyorum sadece.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: